Uzak Doğu Filmleri ve Dizileri

Nae Meorisokui Jiwoogae

9 yıl önce 205 okuma
Okunma Süresi: 5 dakika

Nae Meorisokui Jiwoogae
A Moment To Remember
(Hatırlanacak Bir Anı)

“Sun-jin: “kafamın içinde bir silgi var, her şeyi siliyor. Söylesene anılar gidince aşkın ne önemi kalır?
Cheol-su: “Ben her şeyi senin için hatırlayacağım; eğer her şeyi unutursan, ben onları bulup sana getireceğim. Ruhunu bana bırak, ben senin hafızanım, ben senin kalbinim.”

En duygusuz, en taş kalpli insanı bile ağlatabilecek bir film mevzubahis. Hikaye o kadar gerçekçi ki, herkesin her an başına gelebilecek bir mevzu. Karakterler sen ben gibi, olağan sıradan. İzlerken Sun jin ben olabilirdim diyorsun, Cheol-su’nun yerinde ben de olabilirdim diyorsun; hikaye o andan sonra vurucu olmaya başlıyor. Başlarda özenerek izlediğin karakterlerin hayatına evlerden ırak yarebbim diyerek yaklaşıyorsun birden. Bir film bu kadar acı verici olmamalı, bir film insanın burnunun direklerini bu kadar sızlatmamalı! Bir film bu kadar hüzünlü olmamalı! Bu kadar mutlu başlayan bir film hem de!

Hakkında yazılanları okudukça hep ertelediğim bir filmi, bu kadar benimseyeceğim, bu kadar seveceğim aklıma gelmezdi. Şayet bu filmi önyargılarınız nedeniyle izlemiyorsanız, tavsiyem bir an önce izlemeniz yönünde. Bu kadar iyi bir film önyargılara kurban gitmemeli.

Hikaye bir geğirikle başlıyor =) Gark diye geğiren bir başrol kadını! Film, başında diğerleri gibi olmayacağını belli ediyor aslında. Sun jin rolüyle Ye jin Son arzı endam etmekte ki kendisini Personal Taste’den tanıyordum ve çok da severdim. Burada hayran oldum oyunculuğuna. Filmi bu kadar iyi kılan senaryosunun dışında göz dolduran etkileyici oyunculuklardı. Nasıl duru bir güzellik..

Sun jin geçmişinde evli bir adamla basiretsiz bir ilişki yaşamış ve bunun yıkımlarıyla cebelleşen bir kadın. Epey zengin bir ailesi var. Lakin biraz (!?) unutkan. Her yerde eşyalarını kaybetmesi, evinin yolunu bulamayıp akşama kadar sokaklarda dolanması, isimleri yüzleri hatırlayamaması gibi belirtilerle unutkanlığının basit bir problem olmadığını fark ediyorsunuz başlarda; ancak çok da önemsemiyorsunuz. Kim bazen bu sorunları yaşamıyor ki? Hem daha 20li yaşlarında bir kadın deyip hikayeye dalıyorsunuz. Sağlam geğirdiğini söylemeden geçemeyeceğim bu arada, aklımdan çıkmıyorduu =)

Cheol su karakterini canlandıran ise dev bir aktör; Jung woo sung. Filmin başında suratına geğirilen adam olarak görüyoruz kendisini=) Maço, cool yapıda, inşaat sektöründe çalışan bir adam. Hangi inşaatta çalıştığı ise tahmin edilebileceği üzere Sun jin’in babasının inşaatı=P Annesiyle sorunları olan bir adam olarak tanıyoruz kendisini, kadınlara olan güvensizliğinin temel noktasını da bu oluşturuyor. Hayatına birdenbire giren Su jin, kadınlara karşı güvensizliğini yok edebilir mi ki acaba?

Filmin ilk kısımları bu sorunun cevabını aramakla geçiyor. O kadar güzel bir ilişkileri var ki insan imrenerek bakıyor. Sonra ikinci kısım başlıyor ve siz de dağılmaya başlıyorsunuz. Bundan sonrası bol spoiler olacak gidişatı hakkında bilginize..

Güzel bir hayatın var; mutlu bir gelecek sürmeyi planladığın eşinin seni unutma ihtimali ortaya çıkıyor. Ne hissedersin? Ona kendini hatırlatmak için evin her yerini küçük notlarla donatır mısın misal? Bakıma muhtaç hale geleceğini bile bile, altını ıslatma ihtimallerini filan göz önünde bulundurup sevgiline sımsıkı sarılabilir misin en sevecen tavrınla, hem de daha 30lu yaşlardayken? Bir kadının bakımına adar mısın kendini, hayatını? Onu elinden alıp seni ondan kurtarmak (!?) isteyenlere çemkirebilir misin? Karın sana eski sevgilisinin adıyla seslense ve seni seviyorum dese; gülümseyerek bakabilir misin karının gözlerine o an? Bunun sürekli tekrarlandığını düşün, buna katlanabilecek kadar yüce olur mu sevgin?

Çok vurucu bir filmdi; o kadar fazla vurucu sahne var ki hangisini anlatsam bilemedim. Misal kocasına eski sevgilisinin adıyla seslendiğini sonradan fark eden Sun jin’in ağlayarak yazdığı mektubu kocasının okuduğu sahne… Hiçbir şey hatırlamayan, adını bile unutan bir kadının hafızası kısa bir süreliğine yerine geldiğinde hatırladığı ilk şeyin kocasının kendisine hiç seni seviyorum demediği olması.. Çok çok vurucuydu.

Hele hele Sun Jin’in babasının kızının rahatsızlığının ileride ne boyutlara ulaşacağını anlattığı sahne… İleride tuvaletini bile yapamayabilir, altına kaçırabilir dediği sahnede Sun Jin’in altını ıslatması ve akabinde Cheol’un davranışları… Böyle yumruk filan atılsa suratın ortasına, daha az can yakar kuşkusuz. O nasıl bir sahnedir?

“-Söylesene anılar gidince aşkın ne anlamı kalır? Bana bu kadar iyi davranma, her şeyi unutacağım!
-Ben her şeyi senin için hatırlayacağım.” diyebilecek ve dahası dediğini yapacak kadar çok seven bir adam.

“Seninle tanıştım çünkü unutkandım. Senden ayrılıyorum çünkü unutkanım.” diyerek kendisinden bile çok sevdiği adama yük olmamak için onu terk edebilecek kadar çok seven bir kadın.

Aşk hiç bu kadar gerçekçi ve etkileyici anlatılmamıştır bu kadar iddialıyım. Bir insanın sevgisini göstermesi için öyle mucizelere, sürprizlere filan ihtiyacı yok; öyle samimiyetsiz yollar seçmiyorlar; bakışlarından, birbirlerine seslenişlerinden, birbirlerini kırmaktan ölesiye çekinmelerinden bile aşkları çok mucizevi geliyor zaten. Bir insan bir başka insanı bu kadar sevebilir mi cidden? Mümkün müdür böylesi bir aşk? Keşke mümkün olsa başka bir türlüsü diyorsunuz.

Sonra, hastane koridorunda taparcasına sevdiği adama boş gözlerle bakıp tanışıyor muyuz diye soran kadını ve güneş gözlüklerinin arkasında, taparcasına sevdiği kadın tarafından unutulmuş, gözleri yaş dolu adamı görünce hayatın hep mutlu sonlarla bitmediğinin bir daha farkına varıyorsunuz. Hayat öyle bitmiyor ki filmler bitsin.

Yapmacık, samimiyetsiz, sırf insanları ağlatayım diye ajitasyon yapmamış sımsıcak bir aşk hikayesini; dram katarak anlatmayı tercih etmiş, dopdolu bir film. Türünün en iyilerinden birisi benim için. En sevdiğiniz insanla izleyin..

Filmdeki en sevdiğim replikle son bulsun yazım;

“Affetmek… zor değildir.  Affetmek sadece… kalbinde sade bir oda bağışlamaktır. Dedem böyle söylerdi. Gerçek bir marangoz… kalbinde bir saray yapabilendir. Ama sen yaptığın evde, …tüm odaları annene ve nefretine vermişsin. Ya sen neredesin? Sense dışarıda titriyorsun. Affetmek… kalbinde kinine daha küçük bir oda verir.”

Bol bol affedebilmeniz ve sevgilerinizi yarınlara bırakmamanız dileğiyle;

Sevgiler..

"Nae Meorisokui Jiwoogae" için ilk yorumu siz yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir