Uzak Doğu Filmleri ve Dizileri

MY NAME

3 yıl önce 129 okuma
Okunma Süresi: 5 dakika

“-Yaraların acıyor mu?

Hayır.

Acı çektiğini söylemeyi hiç öğrenmemişsin. Veya öğretecek kimsen yokmuş.

– Vardı, ama öldü.

-Belki hayat öyle biriyle tanışma sürecidir. Acı çektiğini ve durumun çok zor olduğunu söyleyebildiğin biriyle.

-Hayatında öyle biri var mı?

-Vardı; ama öldü.”

Güncel bir Netflix draması ile karşınızdayım. Squid Games ile önü açılan Güney Kore dramaları hızla Netflix gündemini ele geçirmeye başladı bile, inanılmaz mutluyum bu nedenle. Daha bi’ kaliteli dramalar çekilmeye başlanıyor artık, ilk göz ağrılarını saymazsak son zamanlarda iyi dramaya hasret kalmıştık. Yazma hevesim bile yok olmuştu; ancak My Name ile ne duruyorum yazsam ya diyip bir günde bitirdiğim bu harika dramayı hemen bloguma eklemeyi vazife bildim. Başlayalım mı yavaştan?

Korunmaya muhtaç yaşlarda, harika bir hayatınız varken her şey birdenbire altüst oldu mu? Bir başınıza dünyanın esasında ne kadar gaddar bir insan topluluğuyla dolu olduğuyla yüzleştiniz mi? Arkasındaki güce güvenen insanlar tarafından hunharca ezilip yok edilmeye çalışıldınız mı? Yoo Ji-Woo (Han So Hee) pırıl pırıl bir kız, liseye giderken birden babasının gangster olduğunun ortaya çıkmasıyla sosyal bir lince maruz kalıyor. Küfrediyorlar, hırpalıyorlar, zulmediyorlar. Okuldan atılmasını istiyorlar, toplumsal baskı her zaman kazanır ya burada da kazanıyor ve gencecik bir kızın “hayatı” kaybediyor. Babası Yoon-Dong Hoon polisten kaçtığı için ortalıkta yok. Polisler devamlı Ji woo’yu gözetliyor, kapana sıkışmış bir hayat… Boğulacak gibi oluyor Ji-woo, babasının bir gün kendisiyle iletişime geçmeye karar veriyor. Ji-woo yaşadığı kabusun etkisiyle babasına epey sitem dolu bir konuşma yapıyor. “Benim için artık ölüsün, hayatımı mahvettin…” biricik kızından bu cümleleri duyan babasının vicdan azabı çekip kızının yanına gelmeye karar vermesi ve hemen akabinde kızının kapısının önünde öldürülmesi ile kapana sıkışmış hayatını mumla aratacak berbat, vahşet dolu bir hayat başlıyor artık Ji-woo için. Bu sahne feci halde Leon’u hatırlattı bana. Ne harika bir filmdir o da, yeri gelmişken yad edelim. Han So Hee bu rolüyle kendisini o kadar aşmış ki o kadar iyi oynamış ki cidden takdir ettim. Bu tarz dramalarda bol bol oynasın, oyunculuğunu ispatlayabilmiş bu rolüyle.

Ve Ji Woo’nun acısıyla bir başına kaldığı hayat, karşısına babasının dostunu, kardeşimdi o benim dediği bir karteli çıkarıyor; Mu jin! Burada bir parantez açıp kendisine methiyeler düzmek istiyorum. O nasıl bir karizmaaaa, o nasıl bir coolluk, o nasıl bakışlar! Ha-ri-kaaaaa! Tek kelimeyle aşık oldum Hee Soon Park’a bu dramada. 50li yaşlarında bir adammış; ama dizide o kadar maşallahı var ki sahnelerini pür dikkat izledim. Rolünü o kadar tutkuyla oynamış ki, gerçekten mafya lideri gibi. Hayran olunası bir insan evladıymış, gözleriyle konuşan insanlara hep hayran olurum, bu abi de öyle bir abi. İyi ki tanıdık kendisini =)

Öhöm konuya döneyim. Ji Woo bu mafya liderinden, babası ile birlikte çalıştıkları ve onunla kardeş gibi olmalarından ötürü intikam alabilmesi için yardım istiyor, lakin reddediliyor. Mu jin kızın sonraki süreçlerdeki davranışlarından ötürü yardımı kabul ediyor ve kendisini en ağır şartlarda eğitmek üzere gangster ailesine alıyor. Yetiştirdikten sonra da polisliğe sokuyor ve babanı bir polis öldürdü hadi bul bakalım diyip ellerini çekiyor kızdan. Sonrası Ji Woo’da…
Yeni bir kimlikle babasının katilini arayan Ji Woo’nun hikayesi 8 bölümle anlatılmış bizlere. Tam dozunda bir süre, detaylarla boğulmamış, uzatılıp sıkmamış. Her şeyiyle dozundaydı, şiddet görüntüleri hariç tabi. Cart curt diye diye az insan doğramadılar, hassas bünyeleri bu nedenle uyaralım.

İlk başta afişten ötürü ve konunun sevimsizliğinden ötürü izlemeyi epey ertelediğim bir diziydi. Ama epey olumlu yorum okuyunca bir şans vereyim dedim ve bir günde bitirdim. Önyargıları bırakıp şans vermenizi feci halde öneriyorum efenim. Biraz da spoilerlı şeyler yazmak istiyorum çünkü beni yaralayan birkaç nokta vardı, spoiler olmasın diye yazamadım, içimde mi kalsın? =) Bundan sonraki kısımları izlemeyenler okumasın lütfen.


*******************spoiler***************

Mu jin karakteri beni en çok yaralayan karakter oldu. Neyine acıyorsun diyenler çok olacağı gibi benim gibi düşünenler de olacaktır. Birine sonuna kadar güvenmek istediniz mi hiç? Çevrenizdekilerin uyarılarına kulak asmayıp sezgilerinize sonuna kadar güvenip onun sizi, size hata yapamayacak kadar çok sevdiğini düşündünüz mü? Dostunun hata yapma ihtimalini geçirdi diye sırf, kalbinize bile küstünüz mü? Mu jin yaşantısından kaynaklı devamlı tetikte olmak zorunda kalmış bir mafya lideri. Kendisine yaklaşan insanlara ona ihanet etmemeleri için her türlü imkanı sağlıyor, ama nihayetinde hep bir ihanete maruz kalıyor. Son bölümde ben sevdiğim kimseye zarar veremezken niye herkes bana ihanet ediyor diye ağlarken ciddi ciddi gözlerim doldu. Acı çektiğini, zor şeyler yaşadığını dile getirebildiği kim varsa, kalbini kime açtıysa sırtına hançeri saplayan da aynı kişi oluyordu hep.  
Ji Woo’ya olan tutkusunu anlayabilmiş değilim ama. Babasından alamadığı güveni kendisinden mi almak istedi, her şeyi bilse bile benim yanımda olacak kadar beni sever mi, diye mi bekledi; kendisi mi gene erken davranıp birine tutuldu bilemiyorum. Başka bir adamın yanına gitmesindense, kendisini bizzat elleriyle öldürmek için yanına geliyor olsa bile yanına gelmesini isteyecek kadar neyin saplantısı bu bilmiyorum. Sevgi mi yoksa düşmanını en yakınında tut mantığı mı hala karar veremiyorum.

Ya o hayatta olacak ya ben diyip durması kendisine düşman olduğundan ötürü artık görüşemeyecek olmalarından mı? Ji woo’yu göremeyecek olma ihtimali bile delirtiyor adamı. Ben bu saplantıya anlam veremedim, aşk gibi geldi ama her şeyden romantizm mi çıkarıyorum, bi’ ben miyim böyle düşünen bilemedim.=/ Ama tüm hayatını mahvettiğin bir kıza son kazığı da atmasaydın keşke be yakuşuklum? Kasap gibi doğranmak için bu heves ne? İnsan sanıyorum ki bünyesinde çok fazla acı birikmişse o acıyla yaşayamıyor. Vücudun bir limiti var, bir gram fazlasını kaldıramıyor. Mu jin esasında dostluğa, sevgiye, sevilmeye muhtaç bir insandı; hayatında kimseye güvenmemişken herkese rağmen birine güvenmeyi seçmişti. Güvendiği insan tüm insanlığa olan inancını yok etmişti… İçimi yaralayan sahneler Mu Jin sahneleriydi hep… Empatiyi kartel ile kuracağım kimin aklına gelirdi?
*****************bitti****************


Velhasılıkelam bu böyle olmamalıydı. Kalbim yaralı..

Sevgiler.

"MY NAME" için ilk yorumu siz yapın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir